Evrensel Yasalara Uyumlama
Evrensel Yasalara Uyumlama

Evrensel Yasalara Uyumlama

 

BOLLUK,PARA,SEVGİ VE AŞKA VE SPİRİTÜEL YASALARA UYUMLANMA

Kazdağı Turizm Sağlık ve Mutluluk tatil konseptlerinden herhangi birini seçerek Spiritüel yasalara uyumlanacaksınız ve hayatın akışına uyumlanarak bolluğu, parayı, aşkı ve tüm isteklerinizi kolaylıkla kendinize çekmeyi öğreneceksiniz.

İLAHİ YASALAR (HAYATIN İLKELERİ-EVRENİN YASALARI)
Yaşam, bize Yaratan’ ın sunduğu bir armağandır. Saygı ve minnetle kabul edip, değerini bilmeliyiz. Bu farkındalığa erişmeden mutlu olamayız. Hayatın gerçekleri ve ilkeleri, bütün dinlerin ötesindedir. Tanrı, içimizdeki yüce varlıktır. O’ nun sevgisini, ışığını, gerçekliğini ve güzelliğini, idrak ederseniz, Dünya’ nın en mutlu insanı olursunuz. Mutluluk, huzurlu bir zihnin ürünüdür. Düşüncelerinizi huzura, dengeye, güvenliğe ve ilahi rehberliğe yönlendirirseniz, zihniniz mutluluk üretecektir.
Evrende her şey sınırsızca mevcuttur. Yaşamınızda var olmasını istediğiniz her şeyi, herkesi, her durumu “Evrenin Kataloğundan” seçebilirsiniz. Bilinçaltınızın bilgeliği sayesinde; bolluk ve bereket içinde, istediğiniz gibi yaşayabilir, doğru iş ortağını bulabilir, ideal eşi kendinize çekebilirsiniz. Gerçekleştirmek istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Bunu yapabilmek için “İlahi Yasaları” (Hayatın İlkeleri-Evrenin Yasaları) bilmek, “İlahi Sistemin Sınavları” nı başarı ile geçmek gerekiyor. Bu yolda yürürseniz, kaybedeceğiniz bir şey yoktur. Ne kazandığınızı ise göreceksiniz.
Yaşam, en derin içsel Var ’lığınızdır. İçsel amaç, Var’ lığınızın zamansız, sonsuz şimdinin dikey boyutunda derinleşmesidir. İçsel beden vasıtası ile ebediyen var olan “Bir Yaşam” a bağlısınız. Siz ebediyen Tanrı ile Bir’ siniz. İçinizin derinliklerinde formsuz ve ölümsüz olanın farkına varabilirsiniz. Düşünmekten çok hissetmek, gerçek kimliğinize yaklaştıracaktır. Var’ lığın en derin düzeyinde, var olan her şeyle Bir’ siniz. Bir’ liğin temelinde ise “Sevgi” vardır.
Tanrı” yı, onu aramanız gerekmediğini, idrak ettiğiniz zaman bulursunuz. O’ nu bulmak için beklemeye veya bir şey yapmaya gerek yoktur. Bunu da gelecekte yapamazsınız, yapabilirseniz şimdi yaparsınız.
EVRENİN ÇEKİM YASASI
Duygu ve düşüncelerimiz bir enerji oluşturur. Bu enerji de düşündüklerimizi ve hissettiklerimizi, hayatımıza çeker. Buna “Evrenin Çekim Yasası” denir. Bir fikre ne kadar karşı olursanız, o fikri o kadar güçlendirirsiniz. “Tepki verdiğiniz her şey büyüyor ve güçleniyor. Hem de sizin enerjinizle!” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Bir soruna takılıp kalırsanız, ona çok fazla olumsuz duygu yüklerseniz, hayatınıza daha fazla sorun çekersiniz. Düşüncelerinizi; yokluk, hastalıklar, aksilikler, terslikler, kötü olaylar ve kişilere değil, iyi insanlara sağlık, mutluluk, başarı, şans, bolluk ve berekete yoğunlaştırın. Sonucu göreceksiniz. “Tüm yaratılış bir bütündür. Her şey birbirine bağlıdır. Bu nedenle düşünceleriniz yalnızca sizi etkilemez. Evrenin herhangi bir yerinde de etkisi görülebilir.” (Tarkan KÜÇÜKAKSU). “Hayat zorsa, siz zoru sevdiğiniz içindir.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Eğer birine öfkelendiyseniz, bilin ki o sizin bilinçaltınızdaki bir korkunuzu tetiklemiştir. Karşılaştığımız sorunlar, bilinçaltımızda düğümlenmiş problemleri çözmede, bize yardım etmek için, hayatımıza girmişlerdir. Bize ayna görevi yaparlar. Birisi size yalan söylediğinde bir düşünün, siz kime ya da kendinize ne yalan söylediniz. “Çocuğunuz ödevlerini yapmıyorsa, bir düşünün; ben nerede kendi hayat ödevlerimi erteledim ya da yapmadım?” (Bülent GARDİYANOĞLU).
En büyük yardımcımız, “Evrensel Varoluş” un bizdeki yansıması olan “Bilinç”, yani “gerçek kendimiz” dir. Bu algının ne kadarına erişebildiğimizden daha önemlisi, “yolda” olmamızdır.
BİLİNÇALTININ GÜCÜ (ÜST BENLİK-KENDİNİ BİLMEK)
Yaşamın en büyük sırrı, bilinçaltınızda bulunan ve mucizeler yaratan muhteşem güçtür. Bilinçaltınızın derinliklerinde, sınırsız bilgelik ve güç vardır. Bilinçaltınızda her problemin çözümünü bulabilirsiniz. Büyük adamların sırrı, bilinçaltlarının güçleriyle temas kurmalarıydı. Birçok düşünürün “Kendini Bil” demesi, bu yüzdendir. Bilinçaltı (Üst Benlik) İlahi Sistemle irtibat halindedir. “Kendini bilen haddini bilir. Haddini bilen Rabbini bilir” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Bilinçaltını kullanma tekniklerini öğrendiğinizde; hayatınızda hastalık yerine sağlık, yoksulluk yerine bolluk, boş inançlar yerine bilgelik, bunalım yerine huzur, başarısızlık yerine başarı, korku yerine güven olacaktır.
Duygu ve düşünceler, yaratıcılığın (ilham) ilk, sözler ikinci, eylem üçüncü boyutudur. Bilinçaltı düşünmez, hisseder. Gerçek ile hayal arasındaki farkı anlayamaz. Ona verilen telkinleri hiç irdelemeden kabullenip, yerine getirmeye çalışır. Bu nedenle, isteklerimizi olmuş gibi gözümüzde canlandırmak, hedeflerimize ulaşmada çok önemlidir.
Düşünmek, kendimizle yaptığımız konuşmalardır. Düşünceler tekrarlanarak hayatınızın gerçeği olur. “Düşünceleriniz, bilinçaltınızın sınırsız zekâsının, bilgeliğinin, yaşamsal enerjilerinin aktığı matriksi oluşturur. Bilinçaltınızı, bir bahçe gibi düşünün. Şimdi; sağlık, huzur, mutluluk, güven, başarı, bolluk ve bereket düşüncelerini ekmeye başlayın. Bunları, bilinç ve mantığınızla kabul edin. Unutmayın ne ekerseniz, onu biçeceksiniz. “Kurban” olduğun yanılsamasından, “Yaratan” olduğun hakikatine, ancak beyin dalgalarını kontrol ederek ulaşabilirsin.” (Metin HARA).
İlhamınız bir şey yapmanızı söylediğinde, tereddüt ve şüphe duymaz, ona güvenirseniz, yol netleşir. İçinizdeki sonsuz kaynağa güvenin ve içinizdeki rehberi izleyin. Kendinize kabul etme ve öğrenme imkânı sağlarsanız, daha iyi ve kolay yol bulursunuz. Kendi yaratıcı ve spontan enerjinize güvenin.
Bir sorunun çözümüne yönelik isteğinizi, uyumadan önce bilinçaltınıza yöneltin, ona güvenir ve inanırsanız, yanıt verecektir. Bilinçaltınız genellikle hiç beklemediğiniz anlarda, türlü biçimlerde sorularınıza yanıt verir. Diğer yandan, tüm sözlerinize ve düşüncelerinize dikkat edin; bilinçaltı esprileri anlamaz! Gerçekleşmesini istemediğiniz şeyleri düşünmeyin, şakasını da yapmayın.
İNANÇ
İnanç, zihindeki düşüncedir. İnanmak, bir şeyin varlığını kabul etmektir. İnsanın isteğinin (arzu-dilek-dua-niyet) yerine gelmesini sağlayan, inancıdır. İnanç, bütün dinlerin gizli öğretisidir. Kişi, düşündükçe, hissettikçe, inandıkça, zihninin ve bedeninin durumu ile ilgili koşullar da ona göre gelişir. Bilinciniz, kapıdaki bekçi gibidir. En önemli işlevi, bilinçaltınızı yanlış etkilerden korumaktır. En büyük gücünüz, seçme yeteneğinizdir. Sağlığı, huzuru, mutluluğu, güvende olmayı ve bereketi seçin. İyi şansa, “İlahi Yol Gösterici” ye, inanın. Bir sorununuz olduğunda; bir çıkış yolunun, bir çözümün mutlaka bulunduğunu, bilin.
Düşünceler, duygular ve eylemler şartlanmış davranışlarımızın ürünüdür. Tutum, bu üçünün birleşimidir. Kimlik, öğrenilenler sonucu şekillenir, inançları oluşturur. Çocukken sizi utandıran veya yetersiz hissettiren küçük bir olay, size inanılmaz travmatik gelmiş olabilir. Bu travmatik deneyimler, kökleşmiş olumsuz inançlara dönüşebilirler. İnançlarınızın, mantıksız veya sınırlayıcı olduğunu fark ettiğinizde, değişmeyi seçebilirsiniz. Bunu, olumsuz düşünce ve inançları temizleyip, yerine olumluları koyarak, yapabilirsiniz. Farkındalığınızın gelişmesi için, neyi bilmediğinizi fark etmeniz gerekiyor.
Başlangıçta alıştığınız veya geleneksel inançlarınızla çatışmamalısınız. Aksi halde onları güçlendirirsiniz. Olası çelişkileriniz, zaman içerisinde ve gerçeğin karşısında aşınacak, daha sonra aşamalar hâlinde gelişerek “bilinçli bir dönüşüm” yaşayacaksınız.
Farklı inançlara saygılı olabilmemiz, hoşgörümüzün yanında, içsel gelişmişliğimizin de göstergesidir. Bu sayede, ruhsal enerjimiz akışkanlık kazanır. Derin düşünüp, değerlendirme yeteneği kazandırır. Ayrıca bu sayede aynı evrensel kaynaktan gelen farklı akımların insanlar ve toplumlar üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkilerini görebiliriz.
Çeşitli türbe, ibadethane gibi kutsal kabul edilen mekânlarda, gerçekleştiğini duyduğunuz, duaların kabul olması, sağlığa kavuşma gibi haller, bilinçaltı üzerinde faaliyet gösteren, hayal gücü ve kör inanca bağlıdır. “Falcılar, bizim kendimizi aldatmamızda, aracı rolü oynarlar.” (Metin HARA). Kör inanç kendini kaybetme, bilinçli inançsa, kendini bulma nedenidir. Bu temel bir ayrımdır. Çünkü sıradan ve yapay inanç sahipleri cehaletlerini, büyük bir kolaycılıkla törenselliklerin arkasına gizlemişlerdir.
Sonuçlar, sözlerden daha etkilidir. Yeni bir alışkanlık seçip, ona sadık kalarak, güzel sonuçlar elde edebilirsiniz. Güzel sonuçlar, kendinizle ilgili olumsuz inançlarınızı değiştirecektir.
DUA ETMEK (NİYET ETMEK)
Dua, bir tür ibadettir, tüm Varoluş içindir. İçinde kendimizin de olduğu “Bütün” e ve “Bir” liğe minnetin ifadesidir. Duanın aslı, “İlahi şefkat” ve “Katışıksız sevgi” dir. Dua, içsel barış, huzur ve kişisel gelişim sağlar. Sevgisiz, huzursuz, kargaşa veya beklenti içerisindeki zihnin, şefkatli olabilmesi mümkün değildir. Çünkü streslidir, çatışmacıdır, empati kuramaz. Bu tür zihinlerde, içsel güç boşa harcanır. Değişim ve gelişime direnç gösterilir. Yaşamla ilgili algılarımız öncelikle zihinlerde değişir ve orada geliştirilebilir.
Duanız; isteğiniz-arzunuz-dileğiniz-niyetinizdir. Niyetiniz; Evrene ilan ettiğiniz hedefinizdir. İstemek; zihnin belirli bir amaca yönelmiş bilinç ve bilinçaltı düzeylerinin, uyumlu etkileşimidir (Uyumlanmak). Bilinçaltınız, bilincinizin kabul ettiği fikirleri uygular. Niyetinizi gerçekleştirmek için, Evrenin Yasalarını harekete geçirir.
Bir dileğinizi net bir şekilde hayal ederseniz, “İlahi Sistem” onu size sunacaktır. İsteklerinizin zaten gerçekleşmiş olduğu, duygusunu yaşayın. Sonra, o duyguyu bırakın gitsin. “İlahi Yol Gösterici” ye güvenin. Yolun size gösterileceğini bilin. Bir isteğiniz için niyetlendikten sonra, nasıl kısmına ve ayrıntılara karışmayın (İlahi Yol Gösterici’ nin işine karışmayın). Dileğinizin karşılığı, beklediğiniz gibi gelmeyebilir. İlahi sistemin karşınıza çıkardığı olaylara, insanlara, araçlara dikkat edin, fırsatları değerlendirin.
Dileklerinizin gerçekleşmemesindeki neden, güven eksikliği ve çok fazla çabadır. Zihninizin nasıl çalıştığını bildiğinizde, arzularınızın gerçekleşmesinde, büyük ölçüde başarı kazanırsınız. Çok fazla zihinsel çaba, kuşku, tereddüt, endişe ve korku oluşturarak, istenenin tersini, ortaya çıkarır. Rahatlık işi çözer. Zihniniz gevşediğinde ve bir fikri kabul ettiğinizde, bilinçaltınız bu fikri hayata geçirmek için, işe koyulur.
İsteklerinizin gerçekleşmesine zaman verin. Bir dilekte bulunur da çok geçmeden gerçekleşmediğini düşünmeye başlarsanız, arzunuz gerçekleşmeyecektir. O konuda olumsuz bir şey düşünmeden beklerseniz, İlahi Sistem size bir olaylar zinciri hazırlar, isteğinizi çeşitli vasıtalarla yerine getirir. Örneğin; “Giderek daha çok para sahibi olmayı seçiyorum.” diye düşündünüz (niyetlendiniz), eğer 3 gün sonra “Param yok.” derseniz, bilinçaltınız yokluğa odaklanacak, paranız olmamaya devam edecektir.
Olumlu düşünün. Eğer siz, “O arabaya (eve-tatile), param yetmez” diye düşünürseniz, bilinçaltınız da bu düşünceleri (yetersizliği) gerçeğe dönüştürmeye çalışacaktır. Siz de bunların yokluğunu çeker, bu koşulları, olumsuz veya reddedici düşüncelerinizle, kendinizin oluşturduğunu anlayamazsınız. Her niyetinizde “Kolaylıkla ve sağlıklı” kelimeleri mutlaka bulunsun, yararını göreceksiniz.
Birinin mutlu, huzurlu olmasını istemek duadır. Ama yalnızca “Benimle mutlu olmalı” derseniz, o artık dua olmaktan çıkar, içinde gerilim taşıyan bir tutkuya dönüşür. Sevgi, sahiplenme ile karıştırılmış olur. Dua, evrensel ve bilinçseldir. Şiddetli arzu ya da ihtiras ise, kişisel ve zihinseldir. Bu ayrımı, iyi fark etmek gerekir.
Büyü de bir çeşit duadır. Şifa çalışmaları ve şükretmek de bir çeşit büyüdür. Büyüler, herkesin yararına olmalı, kimsenin hayatına müdahale edilmemelidir.
ŞÜKRETMEK
Şükretmek, Evrensel Yasalardan biridir. Eğer şükretmeyi ihmal edersek, hedefimizi ve yaşam amacımızı kaybederiz. Şükretmemek, istediklerinizi elde etme yeteneğini bastırır.
Şükretmek, İlahi Yol Göstericinin bize sunduğu armağanları, kabul ve takdir etmektir. Şükrederek, sahip olduklarımızın hayatımızda olmasından duyduğumuz memnuniyeti, hatırlarız. Şükran duymak, Yaratıcı ile iletişim içinde olmanın farkındalığıdır.
Şükür, zihnin onarılmasını, arındırılmasını sağlar. O nedenledir ki sıradan ibadetin yerini, Yaratıcıya sevgi ve şükran duymanın alması, Varoluş’ u doğru algılamanın yolunu açar. Şükür, gelişimimiz için, önemli bir araçtır. Yaratıcı’ ya karşılık gözetmeksizin şükredebilmek, gerçek ibadettir.
Şükretmek, bilinçaltına “Her şey yolunda” mesajı verir. Yaşamlarını sürekli şükrederek geçirenler, bilinçaltlarını bir anlamda gereksiz müdahalelere karşı korumuş olurlar.
Şükür, insanı Yaratıcı’ ya yaklaştırır, Evrenin sınırsız enerji kaynaklarına bağlar. Şükrettikçe hayatınıza, güzellik, sağlık, bolluk ve bereketin geldiğini göreceksiniz. Şükretmek, dış koşullara bağlı olmayan bir seçimdir. Her zaman, her şey için, şükredebiliriz.
KADER
Her duygu ve düşünce, bilinçaltına gönderilen bir komuttur. Yaşadığınız her şey, bilinçli veya bilinçsiz, sizin seçiminizdir. Dünkü seçimleriniz, bu günkü yaşantınız oldu. Bugünkü seçimleriniz, gelecekteki yaşantınız olacaktır. Kendi hakkınızdaki düşünceleriniz, kendi gerçeğiniz oluyor. İçinde bulunduğunuz koşulları yaratıyor. Kaderiniz oluyor.
Eğer, yaşamakta olduğunuz hayat, arzuladığınız hayat değilse, bunun nedeni farkında olmadan bilinçaltına gönderdiğiniz komutlar ve bunun sonuçlarıdır. İnsan neyi düşünürse, hayatına o gelir. O nedenle, düşüncelerinizi değiştirirseniz, kaderinizi de değiştirebilirsiniz. “Evren her zaman size destek olmaya hazırdır. Eğer cehennem yolunu seçerseniz, Evren size destek olur. Eğer cennet yolunu seçerseniz, yine Evren size destek olur. Her ne oluyorsa, siz onu seçtiğiniz içindir.” (OSHO).
KORKU
Korku, canlıları tehlikelerden koruyan, doğal bir duygudur. Zihnin, gelecekte yaşanabilecek bir olaydan, kaçınmanızı belirten bir düşünceden (vesvese) doğar. Ancak, var olmayan bir tehlikeyi hayal etmek ve zihinde büyütmek, sorunlara yol açar. Korkuyu biz anlamlandırırız. Eğer korktuğumuz şeye bir anlam yüklemezsek, onun hayatımızda hiçbir olumsuz etkisi olamaz. Korkuyu kabul edin, onu izleyin. Onunla tümüyle mevcut olun. Anda yaşayın, korku ona üstün gelemez.
Başarısızlığın, hastalığın, zor ilişkilerin arkasında korku vardır. İnsanlar; gelecekten, yaşlanmaktan, yoksulluktan, ölümden korkarlar. İçinde bulunduğunuz andan korkmazsınız. “Geçmiş ve gelecek, Allah’ ı bizim gözümüzden saklar, her ikisini de ateşe atıp yakın.” (MEVLANA).
Bazen bir şeyi öyle çok isteriz ki olmaması ihtimali, bizi korkutur. O zaman korku enerjisi üretiriz ve korktuğumuz başımıza gelir. Bazen de bir şeyi bir yandan çok isterken, farkında olmadan bilinçaltımızın bunu istememesi, dileğimizin gerçekleşmesini engeller. Olumsuz, engelleyici inançlardan kurtulmalıyız. “Bana iftira atan kişiyi, aslında suçlanma korkumdan dolayı, hayatıma çekmiştim.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
İyi şeyler düşünürseniz, iyi şeyler olur. Korkunuzu yenmek için, korktuğunuz şeyi yaptığınızı ve zevk aldığınızı, hayal edin. Bundan sonra, bilinçaltının bilgeliği devreye giriyor ve kişisel güven duygusu gelişiyor. Korku ve panik halindeyken, gevşeyin ilahi bir gücün sizi sarmaladığını ve koruduğunu hayal edin.
Kendimizle gireceğimiz üç temel yıkıcı diyalog, “Pişmanlık”, Kararsızlık” ve “Korku” dur. Eğer başarısızlıktan korkuyorsanız, dikkatinizi başarı üzerinde yoğunlaştırın. Hastalıktan korkuyorsanız, sağlık üzerinde durun. Ölümden korkuyorsanız, ölümsüz hayatı düşünün.
BAĞIŞLAMAK (AFFETMEK)
Hastalıklar, zihinde başlar, sonra bedende gelişir. Bütün hastalıkların ardında, korku, öfke, nefret, gücenme, yargılama, kin, suçluluk duyma, gibi negatif duygular vardır. Olumsuz duyguların neden olduğu stres, vücudun bağışıklık sistemini çökertmektedir. Negatif duygular, bilinçaltında büyük yaraların açılmasına neden olmaktadır. Bu yaraların tedavisi, bağışlamakla (affetmek) mümkündür. Bağışlamadığınız kişileri, ağır yükler olarak, ruhunuzda taşırsınız. O nedenle bağışlamak, kendinize yaptığınız büyük bir iyiliktir.
Kızgınlığı veya üzüntüyü, zihninizde saklayan biri olmayın. Bu duygular, sağlığınızı ve geleceğinizi, olumsuz etkilemeye devam ederler. Geçmişi bırakın, olumsuz duygulardan arının. Şu anki seçimlerinizle, geleceğinizin sorumluğunu üstlenin. Ne yaşarsanız yaşayın, geçmişte sizi üzen, kıran, zarar veren herkesi affetmeniz gerekmektedir.
Affetmek; olayı kabullenip, peşini bırakmak, vazgeçmek demektir. Geçmiş olayların, hayatınızı kontrol etmesine izin vermemektir. Birini affetmek, ondan hoşlanmak, onunla bir araya gelmek veya yaptıklarına katlanmaya devam etmek, demek değildir. Affettiğinizi onun bilmesi gerekmez. İnsanları, onlardan hoşlanmadan da sevebilirsiniz. Sevgi; karşınızdaki kişi için, sağlık, mutluluk, huzur, hayatın nimetlerini dilemektir.
Hiç kimse sizi affetmeye zorlayamaz, hiç kimse affetmenizi engelleyemez. Olumsuz olayları zihinden temizlemek, zaman ve sabır ister. Affettiğinizde iyileşir, özgürleşirsiniz. Başkalarını affetmeden, kendinizi affedemezsiniz. Affetmek istediğiniz kişi, her aklınıza geldiğinde “Huzur seninle olsun.” deyin. Bu kişiyi, giderek daha az düşünecek ve sonunda unutacaksınız. Kızdığınız kişiyi anlamaya çalışın, çünkü anlamak, affetmektir. “Affedemediğiniz kişiler, unutamadığınız kötü olaylar, tekrar tekrar siz onları bağışlayıp, serbest bırakana kadar, hayatınıza gelmeyi sürdürecektir.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Bağışlamayı; aile bireyleri gibi en yakınlarınızdan başlayarak, ilişki kurduğunuz herkes için, özellikle zor deneyim yaşadığınız kişiler için, ölmüş olanlar dahil, ayrı ayrı, affettiğinizi hissedene kadar, yapmanız gerekiyor.
Anda kaldığınız sürece, geçmişte sizi üzen veya zarar veren kişi ve şeylerin şimdi sizi etkilemeyeceğini idrak edersiniz. En büyük bağışlama budur. Yeniçağ düşünürü Eckhart Tolle “Şimdide kalırsanız, iç huzurunuz herhangi bir koşula bağlı olmaz, sonsuz Var’ lıkta kalırsınız.” demektedir.
KENDİMİZİ BAĞIŞLAMAK (ONAYLAMAK)
Kendinizi sık sık yargılamanız ve suçluluk duygusu içine girmeniz, zamanla hastalanmanıza yol açar. Suçluluk duygusu, hayata dair yanlış bir kavramdır. Hayat sizi yargılamaz veya cezalandırmaz. Yaratan, yarattıklarına eziyet etmez. Suçluluk duygusunu; yanlış inançlarınız, olumsuz düşünceleriniz, kendinizi yargılamanızla, bilinçaltınızda kendiniz oluşturursunuz. Siz idealinizi gerçekleştirmek için hayattasınız. İdealinize sadık kalın.
Evreninizdeki tek düşünür sizsiniz. Düşünceleriniz yaratıcıdır. Mükemmel sağlığı, zenginliği, huzuru, refahı, uyumu ve “İlahi Yol Gösterici” yi düşünün. Düşüncelerinizin efendisi olduğunuzu bilirseniz, incinmezsiniz. Duygular, düşünceleri takip eder. Sizi rahatsız edecek, üzecek bütün düşünceleri reddetme gücünüz var. Bilinçaltınızın derinliklerindeki “Sınırsız Zekâ” ile uyum içinde olun.
Kendinizi olduğunuz gibi onayladığınız (bağışladığınız), sevdiğiniz ve kabul ettiğiniz zaman, her şey yoluna giriyor. Sağlığınız düzeliyor, daha çok kazanıyorsunuz, ilişkileriniz daha doyumlu hale geliyor, kendinizi daha iyi ifade etmeye başlıyorsunuz. “Kendini sevmek”, hiçbir şey için kendinizi eleştirmemekle başlar. Olumsuz eleştiri, sizi tam da değiştirmek istediğiniz davranış kalıbının içine hapseder. “Söylemek istediğiniz şeyleri; yerinde, zamanında ve biriktirmeden ifade edin. Bağıran, çok konuşan veya surat asan insanlar, kendilerini ifade etmezler.” (Metin HARA).
“Huzuru aramayın. Huzuru bulmak için, çeşitli spritüal kitaplar okumak, seminerlere katılmak ve bu yolda çaba harcamak, bilinçsiz bir direnç yaratır. Huzursuzluğunuzu tamamen kabullendiğinizde, huzursuzluğunuz huzura dönüşecektir.” (Eckhart TOLLE).
Yaşadıklarınızın olumsuz etkilerinden kurtulmak için “Kendimi ve yaşadığım her şeyi, olduğu gibi kabul ediyorum” deyin ve zihninizde serbest bırakın. “Ruh değerini bilebilmek için, mutlu olmadan önce mutsuzluğu, özgür olmadan önce tutsaklığı, özgüvenden önce çaresizliği, deneyimler.” Bu durum, Evrenin Yasalarından birisidir. (Bülent GARDİYANOĞLU).
OLAYLARI ANLAMLANDIRMAK VE AKIŞINA BIRAKMAK
Yaşamın karşımıza çıkardığı olay ne olursa olsun, o olayla yüzleştiğimizi, bu yüzleşmenin getireceklerini görmeyi başarırsak, daha az acı çekmiş ve dolayısıyla daha az negatif enerji üretmiş oluruz. Yapmamız gereken; başka bir pencereden bakmak, yaşananları anlamlandırmak ve hem kendimizi, hem çevremizdekileri, hem de olayları özgür bırakmak, akışına bırakmaktır. Evrensel yasalardan birisi de “İlahi Akışa Güvenmek” tir. İlahi Sistemin sınavlarından kaçmak mümkün değildir. Önemli olan, onları başarıyla geçmektir. “Yaşadığımız her şeyin sebebi, aslında bizim düşünce ve gözlemlerimizin çekim alanıdır. Bir kısmı da atalarımızdan geçen genetik hafızadan, aktarılmış olabilir. Herhangi bir problemi çözmeden önce, o problemi hayatımıza nasıl çektiğimizi bulursak, benzer problemleri çekmemiş oluruz. Hayatıma her konuda kolaylıkları çekiyorum” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Yaşamınıza mucizelerin girmesine izin verin. Yaşam yolunda geçen zamanın, tadını çıkarın. Bazen, sorunun kendisi şifanız olur. Yaşadığınız olumsuzluklar için üzülmeyin. Üzülürseniz, bilinçaltınızı olumsuz kodlamış olursunuz. Öyle olması gerektiği için, öyle olmuştur. Olaylar dizisinin sonunu, umutsuzluğa düşmeden bekleyin. “Bir olay yaşadığınızda, kendinize sormanız gereken soru şu; “Benim bundan ne öğrenmem lazım? Fark ettim ki bu olayları hayatıma kendimi görebilmek ve tanıyabilmek için çekmişim.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Örneğin; Bir iş başvurusunda bulundunuz, reddedildi. “Demek ki bu olay, yaşayacağım daha güzel bir sürecin habercisi” diye düşünmelisiniz. Daha sonra, çok ilgisiz gibi görünse de bir bakmışsınız, hiç ummadığınız bir işe başladınız ve çok daha iyi koşullarda çalışıyorsunuz. Diğer bir örnek; Bir uçağı (treni) kaçırdığınız için, önemli bir randevunuza geciktiniz. O anda çok üzülebilirsiniz. Oysa bu gecikme, belki de sizi büyük bir sorundan kurtarmış olabilir. Atasözümüz “Her işte bir hayır vardır.” der.
Olanı kabul etmek, yaşam akışına direnmek yerine, ona izin vermeyi içeren basit ama çok etkili bir bilgeliktir. Yenilgiyi kabul etmek, katlanmak, uyuşuk hale gelmek, plan yapmaktan vazgeçmek demek değildir. Yaşam akışını deneyimleyeceğiniz tek yer şimdidir. Olayları akışına bırakmak, olana içsel direnmeyi bırakmaktır. Olanı kabullenmek, zihinle özdeşleşmekten kurtarır, Var’ lığa bağlar. Bir olumsuzlukla karşılaştığınızda, olaydan zihinsel olarak etkilenmeden, dikkatinizi şimdiki ana daraltırsanız, daha kolay çıkış yolu bulursunuz. Direnmeyi bırakmak kolay değildir. Bunun için önce direncin olduğunu kabul etmek gerekir. Olanın olmamış kılınamayacağını, onun zaten olmuş olduğunu bilmek, olmuş olanı kabul etmektir. Eğer bu kabullenme içinde kalırsanız, daha az ıstırap çekmiş olursunuz.
Yakınmak, olanı kabul etmemektir. Eğer dışarıda olanı kabul edemiyorsanız, içinizde olanı kabul edin. Bu, acıya direnmemek anlamına gelir. Onun, orada olmasına izin verin. Acıya sırt çevirmeyin, onunla yüzleşin. Onu bütünüyle hissedin ama onun hakkında düşünmeyin. Zihninizde onunla ilgili bir metin yaratmayın. Tüm dikkatinizi hisse verin. Kişiye veya olaya değil. Zihnin acıyı, kurban kimliği yaratması için kullanmasına izin vermeyin. Kendiniz için üzülmek, başkalarına öykünüzü anlatmak, sizi ıstıraba saplanmış halde tutacaktır. Acının verdiği hissi yaşayın, etiketlemekten kaçının. Sonra üzüntünün, huzura nasıl dönüştüğünü görün.
Yaşam, kimseyi ne eleştirir ne yargılar. Kendi yolunda akıp gider. Hayata karşı direnmek, stres oluşturur. Her şeyi kontrol etmekten vazgeçtiğinizde, hayat size minnettar kalacak ve sizi iyiliklere boğacaktır. Hayatın önemi ne kadar azalırsa, süresi de o kadar artar. Evrensel yasalardan birisi de olayları akışına bırakmaktır. Olaylar akışına bırakıldığında, sağlık durumu iyiye gider, ömür uzar. Bu nedenle kutsal kitaplar, tevekkül etmek, Yaratana sığınmak, oluruna bırakmak, konuları üzerinde çok durmuşlardır. Sizin için, iyi şeylerin olabileceğine ve şu anda olmakta olduğuna, inanmayı seçin.
ANI YAŞAMAK (ŞİMDİDE YAŞAMAK-VAR OLMAK-FARKINDALIK-MEDİTASYON-AYDINLANMA)
Geçmiş ve gelecekle fazlaca ilgileniriz. Kimimiz geçmişe takılır, kimimiz de geleceğe odaklanıp, hırs ve tutkularla yaşamayı seçeriz. Bu nedenle, şimdideki yaşamımız, geçmiş ve geleceğin etkisinde geçer. Zihnimizdeki anılar, geçmişin çok eksik, çoğu zaman hatalı ve yönlendirilmiş olaylarıdır. Geçmişin aslı ve tümü değildirler. Zihnimizdeki gelecek ise, arzu, istek ve beklentilerimizin gerçekleşmeyeceği endişeleri ile doludur.
Birçok insan kafasında sürekli kendisine saldırarak yaşam enerjisini tüketen bir işkenceci ile yaşar. Bu durum onu mutsuz eder. Sonunda hasta eder. Bilinçli olarak aydınlanmayı seçmek, geçmiş ve geleceğe bağımlılığı bırakıp, şimdiyi (anı) yaşamınızın odağı yapmak anlamına gelir.
Düşünceler, anı (şimdiyi) yaşamayı engeller. Kendimizi düşüncelerle tanımlarsak, hayatımızda birçok sorun, sıkıntı ve acı yaşarız. Kendimizi, düşüncelerle tanımlama alışkanlığından vazgeçersek, düşünceler kullanışlı bir alete dönüşebilir. Dikkatinizi şu ana getirerek, egoyu beslemeyi bırakabilirsiniz. “Unutma, tek cehennem var, o da zihin.” (Metin HARA).
Egosal zihin tarafından yönetilirken, sürekli bir hafif huzursuzluk, can sıkıntısı ya da sinirlilik hali içinde olursunuz. Birçok insan bu huzursuzluktan kurtulmak için, bilinçsiz bir çabayla alkolü, uyuşturucuyu, seksi, yemeği, televizyonu veya alışverişi kullanır. Bu şekilde elde edilen huzur, kısa süreli ve bağımlılık yapıcı olur.
Zihninizdeki düşünceleri tarafsızca izleyin, yorum yapmayın. Bunu yapınca zihnin gerisindeki gerçek benliğe ulaşacaksınız. O zaman, düşünce üzerinizdeki gücünü yitirecektir. Bunu deneyin, önceleri birkaç saniye yapabileceksiniz. Siz zihin değilsiniz. Zihin olduğunuza inanırsanız, o sizi ele geçirir ve yönetir.
Düşünceyi izlemeye başladığınızda arkasında yüksek bir zekâ olduğunu fark edersiniz. O zaman aydınlanma başlayacaktır. Aydınlanma bütün içinde bir olma, huzur bulma halidir. Şimdide hiçbir sorun ve hiçbir korku yoktur.
“Anda kalmak” hiç düşünmemek değil, her ne yapıyorsanız, bunu bilinçli bir şekilde yapmaktır. Çalışırken sadece çalışın, çay içerken sadece çayın tadına kokusuna odaklanın, müzik dinlerken sadece melodiyi duyun, uyurken sadece uyuyun, müzik veya herhangi bir şey dinlemeyin. Yani yaptığınız her şeyi bilincinizle yapın. Böylelikle, bilinçaltınızı istemediğiniz telkinlere kapalı tutarsınız. “Varoluşla bir olma yolunda ilerlerken, onu farkındalıkla sevmeyi de öğrenmelisin. Farkındalığın yükselmesindeki önemli parametrelerden biri de öfkeden, kıskançlıktan, yargıdan, yokluktan ve kurban bilincinden çıkarak, yaratan bilincine doğru ilerlemektir.” (Metin HARA).
Kıymetini bilerek yaşadığımız her an, kendi başına bir sanat eseridir. Bir yola çıktığınızda, en azından gittiğiniz yönü bilmeniz yararlıdır. Gerçek olan tek şey ise, bu yolda attığınız adımlardır. Varılacak yerden çok, yolculuğun kendisi güzeldir. Otomobil sürerken, arada bir dikiz aynasına bakmamız gerekir. Aynaya devamlı bakarsak, bir yerlere çarparız. Hiç geriye bakmamak da, yaşadıklarımızdan ders almamak demektir. O zaman da aynı hataları tekrarlarız. Tedirginliklerimiz yani korkularımız, sorunlarımızın çözümlerini görmemizi engeller. Bu nedenle, yarınlar için tedbir alın, fakat tedirgin olmayın. “Önemli olan yaşadığınız stresin büyüklüğünden çok, onu ne kadar zihninizde tuttuğunuzdur. Ufak bir stres faktörü bile, koca bir ömrü zehir etmeye yeter.” (Metin HARA). “Bir nehirde aynı suyla iki kere yıkanılmaz.” (BUDDHA).
Zihinden zamanı ayırın, zihin durur ve siz onu kullanmayı seçmedikçe, öylece kalır. Zihinle özdeşleşmeniz zamanın kapanına kısılmanız, anlamına gelir. O zaman yalnızca bellek ve beklentiyle yaşamaya başlarsınız. Bunlar illüzyondur. Yaşam şimdidir. Şimdi sizi zihin sınırlarının ötesine götürebilecek tek noktadır. Şimdi, sizin sonsuz ve formsuz “Varlık” alemine tek giriş noktanızdır. Hiçbir şey şimdinin dışında var olamaz. Istırabın zamana ihtiyacı vardır. O şimdide varlığını sürdüremez. Yaygın bir sufi sözü “Sufi, şimdiki anın çocuğudur.” der.
Zihin aşıldığı zaman, zihin tarafından örtülmüş Var’ lık alemi ortaya çıkar. İçinizde büyük bir sessizlik ve huzur duygusu açığa çıkar. O huzurun içinde büyük bir sevinç vardır. O sevincin içinde sevgi vardır. En (derin) içimizde “İlahi, Sınırsız, Sonsuz, Olan” vardır.
Gerekmediği zaman, dikkatinizi geçmiş ve gelecekten çekmeyi uygulamanız haline getirin. Bu durumda zihne ait olmayan etken devreye girer “Tanık olan mevcudiyet”. “Geçmiş ve gelecek, Allah’ ı gözümüzden saklar. Her ikisini de ateşe atıp, yakın.” (MEVLANA)
Zaman tüneline girdiğinizi fark ettiğinizde, hemen yaşadığınız ana dönün. Zihninizdeki düşünceye teşekkür edin, serbest bırakın gitsin. Zihinsel beklentiler içinde olmayın. Unutmayın, toprağa ekilen bir tohum büyüyüp çiçek açana kadar bir zaman geçer. Tohum ekildiğinde bilin ki çiçek verecektir. Anı yaşamak, tüm farkındalığınla tam şu anda olmaktır. Anı yaşadığınızda, yaratıcılığınız (ilham) devreye girer. İstediğiniz her şey, size bir süreç içerisinde verilir. Tam farkındalık halindeki insan, gerçek “Ben” in beden olmadığını açıkça görür. Daha gerçekçi, daha olumlu, daha cesur, daha huzurlu ve daha mutlu olur. Tam farkındalık hâli, kendimiz dahil tüm yaşamı tamamen ve sınırsızca özgür bırakmak ile mümkündür. “Aklını sen her tarafa dağıttın. Akıl suyunla her dikenin kökünü sularsan, mana fidanı nasıl meyve verebilir?” (MEVLANA).
Eğer sıradan yaşamınızda şimdide olamıyorsanız, bir şeyler kötüye gittiğinde, kayıplar, zor insanlar veya durumlarla karşılaştığınızda, kesinlikle bilinçli kalamayacaksınız. Bu zorluklar, sınavlarınızdır. Bu zorluklarla başa çıkma biçiminiz, bilincinizin hangi düzeyde olduğunu gösterecektir. Anda mevcudiyet gücü açısından, sıradan zamanlarda kendinizi geliştirin.
Evrensel yasalardan birisi de “İçiniz nasılsa, dışarısı da öyledir”. Eğer insanlar içsel kirliliği temizlerlerse, dışsal kirlilik yaratmayı da bırakırlar. Gezegeni ve evreni kirletmeyi bırakın. Hiçbir olumsuzluk yaratmadan, içsel alanınızı temiz tutun.
Meditasyon, tam farkındalık hâlidir. Meditasyon yapmak; anı yaşamak, nefesinizi, düşüncelerinizi, duygularınızı ve bedeninizi izlemekle gerçekleşir. Şimdi rahatça oturun. Gözlerinizi kapatın, gevşeyin. Düşüncelerinizi izleyin. Bir sürü düşünce ve görüntü, zihninizden geçecektir. Şimdi durun, yeni düşüncem ne olacak diye düşünün. Bir süre yeni bir şey düşünemediğinizi, göreceksiniz (10-15 saniye). İşte farkındalığı yakaladınız. Soruyu değiştirerek tekrarlayın. Yeni düşüncemin görüntüsü ne olacak? Yeni düşüncemin kokusu ne olacak? Bu şekilde bir dakika geçirin. Meditasyon yapmış oldunuz. “Özgürlük, ancak zihinden tümüyle özgürleştiğinizde gelecektir.” (Tarkan KÜÇÜKAKSU). “Şimdinin ustası olamazsan, geçmiş ve geleceğin kölesi olursun.” (Metin HARA).
“Kendinizinki de dahil tüm fiziksel formların yok olduğunu hayal edin. Ancak, siz hala oradasınız. Bu sizin İlahi mevcudiyetinizdir. Gerçek olan hiç bir şey ölmemiştir. Sadece formlar ve illüzyonlar ölmüştür. Bu meditasyona ölmeden önce ölmek denir. Belli bir içsel bağlantı aşamasına eriştiğinizde, gerçeği hemen tanırsınız. Eğer bu aşamaya henüz erişmemişseniz, beden farkındalığı uygulamaları ile gerekli derinleşmeyi sağlayabilirsiniz. Istırabın kabullenilmesi, ölüme bir yolculuktur. Derin bir acıyla yüzleşirseniz, ölümsüz olduğunuzu, korkacak bir şey olmadığını idrak edersiniz. Sadece ego ölür.” (Eckhart TOLLE).
İLİŞKİLER
Zihniniz yaratıcı ortamdır. Başkalarına telkinde bulunduğunuzda, kendinize de o kişi hakkında aynı telkinde bulunursunuz. İlişkilerinizde de bu düşüncelerin sonucunu yaşarsınız. Başkalarına yönelik duygu ve düşünceleri, kendiniz için de yaratırsınız. O nedenle, başkalarına yaptığınız iyilikler de kötülükler de size geri döner. Başkalarıyla ilişkilerde uyumu yakalamak için, size nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de öyle davranın, öyle düşünün. İnsanları yargılamayın, eleştirmeyin, suçlamayın. Herkesin hayat deneyimini özgürce yaşamasına izin verin. Yaratılan her enerji sahibine geri döner. Evrenin Yasalarından birisi de budur.
Diğer insanlara sadece sevgi borçlusunuz. Sevmek; Evrenin sağlık, huzur, mutluluk yasasını yerine getirmektir. Sevgi; diğer kişinin ilahiliğine yönelik, anlayış, iyi niyet ve saygıdır. Bir başkası için dilekte bulunurken, sizin iyilik, güzellik ve kusursuzluk konusunda sessiz içsel farkındalığınızın, diğer kişinin bilinçaltının olumsuz kalıplarını değiştireceğini ve harika sonuçlar yaratacağını bilin. “Hayatta sadece sevgiye dönüştürebildikleriniz düzelir. Diğerleri tekrara düşer. Sevgiye dönüştürdükleriniz şifalanır.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
“Ben seven ve sevilen bir kişiyim” gibi olumlu bir düşünceyi benimser ve bunu kendinize sürekli tekrarlarsanız, gerçeğiniz olur. Hayatınıza sevecen insanlar girer, yaşamınızda olan insanlar, size karşı daha sevecen olmaya başlarlar. Negatif enerji üreten insanlar ise, çevrenizden uzaklaşırlar. “Eğer ilişkin kötüye gittiyse, kalbin kırıldıysa, sağlığın bozulduysa, bunun sorumlusu sensin. Kurban bilincinde kalarak, bunları düzeltemezsin.” (Metin HARA).
“Geveze zihninizi değil, iç sesinizi dinleyin. Kendinizi dinlemeye başlayınca, başkalarının da sizi dinlediklerini göreceksiniz. Başkaları tarafından sevilmek istiyorsanız, önce siz kendinizi sevin. Biriyle mutlu olabilmek için, önce kendinizle mutlu olmalısınız. Ben kendime ne yapıyorsam, insanlar da bana aynı şeyi yapıyorlar.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Bir kadında ya da erkekte hayran olduğunuz özellikleri hayal ederek, doğru eşi kendinize çekebilirsiniz. Aradığınız eşi nasıl, nerede bulacağınızı merak etmeyin. İlahi Yol Göstericiye güvenin (Evrenin Çekim Yasası). O karşınıza çıkacaktır.
İlişkilerde, duygusal açıdan olgunlaşın, karşınızdaki insanın sizden farklı olmasına izin verin. Yol arkadaşınızı, hiçbir zaman değiştirmeye çalışmayın. Birbirinize sevgi, huzur ve iyi niyet yansıtın. Bu titreşimler karşılıklı güven, şefkat ve saygıya dönüşecektir. “Etiketleme ve yargılamayı, diyalogunuzun bir parçası gibi görüyorsanız, anlayın ki siz de kendinizi “egosal hayalet” kimliğinizle tanımlamaktasınız. Bilinçli bir şekilde anda var olduğunuzda, ego, zihin yoktur. Ego, sizin yokluk (bilinçsizlik) halinizde ortaya çıkar.” (Tarkan KÜÇÜKAKSU).
Kimseyi kurtarmaya veya kimse tarafından kurtarılmaya ihtiyacınız yoktur. Herkes kendisinden sorumlu, herkesin çaresi kendi içindedir. Ne kimsenin başına gelenlerden sorumlusunuz, ne de sizin başınıza gelenlerden bir başkası sorumludur. Bütün bunlarla birlikte, güçsüz görünmemek adına abartılı güçlü görünmek, yardım istememek de yanlıştır. Gerçek güç, güçsüz yanlarımızı kabullenip, bunlarla baş etmenin yollarını bulmaktır. Kurtarıcılığı değil, yol arkadaşlığını seçin. “Kendini ve başkalarını kötülemekten vazgeç. Herkes senin oyun arkadaşın, onlar senin verdiğin rolleri oynuyorlar.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Dünyada zor insanlar da vardır. Bazıları kavgacı, huysuz, geçimsiz, acımasız, duyarsız olabilirler. Böyle bir insanla karşılaşırsanız, aynı şekilde karşılık vermeyin. Onların da içinde bir ilahi ışık var. Onları anlamalı, affetmelidir. Zor insanlara, onlardan gelen olumsuzluklara göre, aynı şekilde tepki verirseniz, onlardaki negatifliği üzerinize çeker, zamanla mutsuz ve hasta olursunuz. İyilikle karşılık verirseniz, kendinize bir koruma kalkanı yaratırsınız. Sizi rahatsız eden kişiye “Huzur içinde ol.” deme özgürlüğünüz var. Birisi tarafından incitildiyseniz, konuyu kafanızda büyütüp, beslemek yerine, kendisine incinen duygularınızdan bahsedin, onun özür dilemesine fırsat verin.
Aileniz, arkadaşlarınız ve çevrenizden mutlaka bir şeyler öğrendiniz. Öğrendikleriniz içinde acı tecrübeler de vardır. Bu değerli deneyimleriniz için, onlara ancak teşekkür borçlusunuz. Kötüyü oynayan kişi, aslında Yaratıcının gönderdiği, gelişimimizi sağlayan, bir öğretmendir. En çok kızılanlar, zor derslerin öğretmenleridir. “Düşmanın sahip olduğu öfke, aslında onun en büyük düşmanıdır. Sakın onunla savaşa girme.” (Metin HARA). “Eğer birisine kızdıysanız, durun şöyle deyin; şu an sevgide kalmayı seçiyorum. Ben sevgiyim. İçinizden taşan sevgi, tüm Evrene yayılacaktır. Sevgi duygusuyla çevrenizdekilerin titreşimlerinin değişip, şifalandıklarını hayretle göreceksiniz.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Başkalarının söylediği ve yaptığı şeyler, siz izin vermediğiniz sürece sizi kızdıramaz, rahatsız edemez ve üzemez. Hiç kimsenin, hiçbir şeyin, sizi iç huzurunuzdan ve sağlığınızdan uzaklaştırmasına izin vermeyin. “Başkalarının size gıpta etmesine vesile olmayın. Onların kötü enerjisini (haset-nazar) üzerinize çekmiş olursunuz.” (Bülent GARDİYANOĞLU).
Başkalarının, sizin adınıza düşünmesine, karar almasına izin vermeyin. İnsanların sizden yararlanmasına, sinir krizleri, ağlama nöbetleri gibi duygusal krizleri kullanarak, amaçlarına ulaşmalarına izin vermeyin. Böyle yapan insanlar, sizi köleleri haline getirmeye çalışan diktatörlerdir. Kararlı ama kibar olun. Teslim olmayı reddedin. Onların sahipleniciliğine ve bencilliğine katkıda bulunmayın. “Herkes hem kendi alanını korumak, hem de başkalarınınkini ihlal etmemeye özen göstermek zorundadır. Mutlu barışçıl, kaliteli ve sağlıklı ilişkiler, ancak enerji alanlarına duyulan saygı ile yaratılır ve yürütülür.” (Metin HARA).
“Fedakâr” insanlar, iyi insanlar değillerdir. Çünkü yaptıkları iyiliklerle, sinsice işleyen duygusal bir ticaret yaratırlar. Karşı tarafı, kendilerine istemleri dışında borçlandırırlar. Fedakârlıkla, yardımseverlik farklı kavramlardır. “Fedakârlık sevgi dilenciliğidir.” (Metin HARA). Fedakârlar, “Evrenin Enerji Alanlarının Dokunulmazlığı Yasası” nı ihlal ettikleri için, sonunda ya terk edilirler ya da hastalanırlar. “Sürekli kendisine fedakârlıkta bulunulan kişi, sonunda kırıcı bir şey yapar veya söyler. Bu şu demektir; Sen her şeyi benim adıma yaparsan, ben gelişemem. Lütfen artık benim enerji alanımdan çekil.” (Metin HARA).
“Eğer acı çeken birine, bunun kendi seçimi olduğunu söylerseniz, onun zihinle özdeşleşme halini, daha da güçlendirirsiniz. Ona, düşüncelerinin ardındaki gözlemleyen olması gerektiğini söyleyin. Zihinle özdeşleşme hali, bir delilik biçimidir. Çoğu insan, çeşitli derecelerde bu hastalığı çekmektedir. Bu insanlara kızamayız, hiç hastaya kızılır mı? Şefkat duymak, bu kişilere karşı en doğru davranıştır.” (Eckhart TOLLE).
Birisi size incitici bir şey söylediğinde; Hemen saldırmak, savunmak veya içinize kapanmak gibi bilinçsiz tepki vermek yerine, hiçbir direnç göstermeyin. Bırakın o sözler orada kimse yokmuş gibi, içinizden geçip gitsin. Bu orada incinecek birinin bulunmaması gibidir. Bu bağışlamadır. Bu şekilde incinmez hale gelirsiniz. Artık bu insan içsel halinizi kontrol edemez hale gelir. Eğer isterseniz yine de bu kişiye sözlerinin veya davranışının kabul edilemez olduğunu söyleyebilirsiniz.
Sevgi bir Var” lık halidir. Sevginiz, içinizin derinliklerindedir. Yaratıcı, tüm yaşam formlarının içindeki ebedi “Bir Yaşam” dır. Sevgi, bu “Bir Yaşam” ın mevcudiyetini kendi içinizde ve tüm yaratıkların içinde derin biçimde hissetmektir. Dolayısıyla tüm sevgi, Tanrı sevgisidir. Severken ayırt etmek ise, Tanrı sevgisi değil, egosal sevgidir.
BAŞARILI OLMAK
Başarılı olmak için yapmanız gereken, bilinçaltınızın fikrinizi ya da isteğinizi kabul etmesini sağlamaktır. Siz fikrinizin doğruluğuna inanın, bilinçaltınız gerisini halledecektir. Geleneksel yöntemlerden bağımsız düşünün ve plan yapın. Her problemin bir çözümü olduğunu bilin.
Bilincinizi ayrıntılara takılmadan, en iyiye yönelik beklentilerle meşgul edin. Böylece en mükemmel sonucu alacaksınız. Mutlu sonu, sorunlarınızın çözüldüğünü hayal edin, o duyguyu yaşayın. Bilinçaltınız, isteklerinizi kabul edecek ve bunları gerçek kılmaya çalışacaktır. Sadece hayal etmekle kalmayın, hayatınızı değiştirmek için, harekete geçin. Size gelen ilhama göre, planlarınızı uygulamaya başlayın.
“Başarılı olmak korkusu” da oldukça yaygındır. Başarının hayatımızı değiştireceğinden korkarız. Başarısızlık, bir son değildir. Sadece, yolunuzda yanlış bir adım attığınızın işaretidir. Başarısızlık durumlarında, “zor zamanların geçici olduğunu” hatırlamak iyi gelir. Asıl düşman, “Başarısızlık korkusu” dur. Yanlış karar vermekten korkmayın, korktukça daha fazla yanlış yaparsınız. Başarısızlık korkusunu bilinçaltınızdan temizlediğinizde, hayatınıza mucizeler girmeye başlar.
Zihnimize işlenmiş başarısızlık korkularını (niyet karşıtları), kolay fark edemeyiz. Bunlardan bazıları;
– Bu imkânsız; zihninizde yapabilecekleriniz ve yapamayacaklarınızı sınıflandırarak, kendinizi bir işe başlamadan sınırlandırırsınız.
– Yeterince iyi değilim; bir işe başlarken, içinizde bir ses bunu söyler durur. Bu, otomobil sürerken bir ayağınız gazdayken, bir ayağınızın frende olması gibidir.
– Zaten işe yaramayacak; umutsuz olarak, bir işe başlamak veya hiç başlamamak, en yaygın niyet karşıtlarındandır.
– Tek bir çözüm yolu var; “ama” ile başlayan tümceler kuruyorsanız, alternatif çözüm yollarını kendinize kapatıyorsunuz demektir.
– Reddedilmek istemiyorum; planlarınızın engellenmesini, yalnızca siz seçebilirsiniz.
– Ben sıradan biriyim; bu duygu, hayatınızda doğru kararlar verme sorumluluğundan, kaçmaya yol açar. Başarısızlıklarınız için, birilerini veya bir şeyleri suçlarsınız.
Şimdide yaşarken, koşulların, yerlerin, insanların sizi mutlu etmelerini beklemez, beklenti gerçekleşmeyince de ıstırap çekmezsiniz. Bu, sizin Var’ lık haliniz olunca, başarı da kendiliğinden gelir. Var’ lığın derin boyutunda, siz şimdi tam ve bütünsünüz.
Başarı için, elde etmek istediğiniz sonuçtan çok, bunu nasıl yaptığınıza dikkat edin. Dikkatinizi sadece eylemin kendisine verin. Sonuç kendiliğinden gelecektir. Evrensel Yasalardan birisi de budur.
Bir sorununuz olduğunda; bu sorunun ayrıntılarına takılmadan, mutlu bir sonla bittiği hissini, yaşayın. Geçmişinizde yaşadığınız bir sorunun çözümlendiğinde, ne hissettiğinizi hatırlayın. Her başarılı sonuç, bilinçaltınıza olumlu bir kayıt ekleyecektir. Bu kayıtlar da kendinize güveninizi arttırıp, sizi korku ve endişelerden uzaklaştıracaktır. Başarılı biten her işin sonunda, kendinizi takdir edin, şükredin. Unutmayın, başarı bir sonuç değil, tercihtir.
İŞ VE PARA
Huzurlu, mutlu, keyifli olduğunuzda ve sevdiğiniz işi yaptığınızda başarılı olursunuz. Yapmayı sevdiğiniz işi bulun ve sonra o işi yapın. Ne iş yapacağınızı bilmiyorsanız, bilinçaltınızdan yol gösterilmesini isteyin, gösterecektir. Bilinçaltının gücünün ve bilgeliğinin size öncülük edeceğine, yol göstereceğine inanırsanız, denge ve huzura kavuşursunuz. Hayatınızın her gününe mutluluk inşa edersiniz.
Para; bir sembol, bir değiş-tokuş aracıdır. Para ve başarı, içinizdeki yaratıcı güç ile gelir. Sadece idare edecek kadar para istemeyin, tüm isteklerinize yetecek kadar para isteyin. Durumu idare etmek, başarı değildir. Zenginlik duygusu, zenginliği çeker. Siz güzel bir yaşam sürmek, bolluk ve bereket içinde yaşamak için hayattasınız. Paranın akışını, denizdeki dalgalar gibi görmelisiniz. Sular çekildiğinde, yeniden kabaracağından emin olabilirsiniz.
Cimri olmayın. Parayı siz birilerine verirsiniz, başkalarından da size gelir. İlahi Sistemin kaynakları sınırsızdır. Hepimiz, sınırsız bir zenginlik denizinde yüzüyoruz. Parayı pis, zenginleri ve zenginliği kötü kabul ederseniz, bilinçaltınızda paranın size akışına karşı güçlü bir direnç oluşturursunuz. Kendi bereketinizi engellersiniz.
Diğer yandan, parayı putlaştırıp, hayattaki tek amacınız haline getirmeyin. Zenginlik, tek başına sizi mutlu etmez. Bilinçaltınızı, bolluk, bereket, sağlık ve huzur duygusuna kodlayın. Bedavaya bir şey almaya da kalkışmayın. Her şeyin bir bedeli vardır. Faturalarınızı ve kredi kartı ekstrelerinizi sevin, çünkü onlar, ödeme gücünüzü gösteriyorlar. Son olarak şunu bilin; “yoksulluk bir zihin hastalığı” dır.
SAĞLIK (İYİLEŞMEK-ŞİFA BULMAK)
Zihninizi; zorluklar, ertelemeler, korkular üzerine yoğunlaştırdığınızda, bilinçaltınızda var olan bilgelik ve yaratıcılığı, reddetmiş olursunuz. Bu durum, zihinsel ve duygusal tıkanıklığa yol açar. Arkasından, psikolojik bozukluklar ve hastalıklar gelir. Bütün hastalıklar zihinde başlar. Hastalanmamak için, travmalarınızı yaşar yaşamaz onları bilinçaltından temizleyin, olumsuz etkiler bırakmasını önleyin.
Bedenimizi yaratan “İlahi Güç” istenildiğinde, onu iyileştirebilir. Yaraya doktor pansuman yapar, Yaratan iyileştirir. İyileşme süreci, iyileşeceğine inanmakla başlar. İyileşmeyle ilgili zihinsel bir kalıp (inanç) olmadığı sürece, vücut hastalıktan kurtulamaz.
Zihninizden geçirdiğiniz olumsuz düşüncelerin (öfke, nefret, kin), zehir içmekten farkı yoktur. Bu olumsuz düşünceler, bilinçaltınıza yerleşirse, hayatınızda her türlü zorluğa ve hastalığa yol açar. Hastalığı veya size zarar verecek herhangi bir şeyi düşünmek, aptalcadır. Çünkü bunları bilinçaltında beslemiş, hayat vermiş olursunuz.
Ruhsal acılar da fiziksel acılarımız gibi yaşam sigortamızdır. Önemli olan, problemin farkına varmak ve çözmektir. Herhangi bir sağlık sorunu yaşıyorsanız, zihninin derinliklerine bakın. Hastalıkları önce zihinde yaratırız. Karaciğer sorunları öfkeden, böbrek sorunları eleştirmekten, mide sorunları stresten, bel ağrıları ağır sorumluluktan, şeker hastalığı hayattan tat alamamaktan, boğaz problemleri kendini ifade edememekten, miyop göz gelecek endişesinden, saç dökülmesi maddiyata fazla bağlılıktan, kalp krizi sevgiyi hissedememek ve gösterememekten, ortaya çıkar.
Hasta olmamak veya hastalıktan kurtulmak için, her şeyin yolunda gittiğine, bilinçaltını inandırmak gerekir. Eğer hastaysanız, hastalığınızı düşünmemeye dikkat edin, hastalıktan zamanı geri çekin, ona bir geçmiş veya gelecek vermeyin. Hep anda kalın. Zihninizi olumsuz duygu ve düşüncelerden arındırın. Sonra neler olacağını görün. “İçsel farkındalık arttıkça, bedenin yaşlanma süreci yavaşlar, bağışıklığı güçlenir. Çünkü hastalıklar, siz bedeninizde mevcut değilken içeri sızar.” (Eckhart TOLLE).
Bebeklerin ve küçük çocukların hastalanması, onların yaşadığı stres ve duygusal travmalarla ilgilidir. O nedenle, bebek ve çocuklara sevgi ve güven vermek çok önemlidir. Yeni doğanların hastalıkları, atalarından genleriyle devraldıkları olumsuz duygularla da ilgili olabilir. Olumsuz duygularımızdan arınmak, bu nedenle de çok önemlidir. Çocuklarınıza bırakacağınız mal mülkten daha önemlisi, bağımlılıklardan, kötü enerjilerden arındırılmış genlerinizdir. “Yaşadığım her şeyi, kendi iyiliğim, soyumun iyiliği için affediyorum. (Bülent GARDİYANOĞLU).
Bedenimiz, yemek yediğimizde enerjisinin büyük bir bölümünü, sindirim sistemine yönlendirir. Hastalandığımızda iştahsız olmamızın nedeni, vücudumuzun enerjisini iyileştirmek istediği hücrelere yönlendirme çabasıdır. Bu nedenle belirli aralıklarla aç kalmak, hasta hücrelerin iyileşmesi ve yenilenmesine yardımcı olur. “Açlık, ilaçların padişahıdır. Hekimler niye perhiz verir düşünsene.” (MEVLANA).
“Şifa bazen iyileşmeye, bazen de ölüme giden yolculukta, hastaya sunulan yardımdır. Şifa vermek, ağrıları dindirmek demek değil, iyileşme sürecini başlatmak demektir. Şifa vermek, bir zihin işi değil, gönül işidir. Kendimize veya başkasına şifa verirken, karmaşık ritüellere hiç gerek yoktur. Şifa verirken, sufi nefesi alın, hastanın iyileştiğinde duyacağınız mutluluğu hissedin. Şifa verirken dikkat edilmesi gereken, nefesi alırken Evrendeki “Ki” enerjisini alıp, öyle yönlendirmektir. Sadece vermeye odaklanırsan, kendi enerjini tüketirsin.” (Metin HARA).
Yemek yerken, duygu ve düşünceler daha kolay bilinçaltına kaydedilir. Bunun için, yemekte iyi, güzel, olumlu şeyler konuşun. Dertlerden bahsetmeyin, öfkelenmeyin, sorunları konuşmayın, düşünmeyin. Yemeğe başlamadan önce, yiyeceğinizin size şifa olmasını dileyerek, bilinçaltınızı kodlayın.
Sağlıklı olmak ve sağlıklı kalmak için, bir diyet ve egzersiz programı uygulamak gereklidir. Neleri ne zaman, ne kadar yememiz gerektiğini, bilmeliyiz. Vücudumuz, aşırı spora da hareketsizliğe de olumsuz tepki verir. Gün içine yayılmış belli egzersizler ve 20 dakika kendimize uygun tempoda yürüyüş, sağlıklı olmak için yeterlidir.
EMEKLİLİK, YAŞLILIK VE ÖLÜM
Emeklilik, yeni bir başlangıç olabilir. Çevrenizin, size yaşlanma ve işe yaramazlık ile ilgili sunumlar yapmasına, izin vermeyin. Sabır, kibarlık, sevgi, keyif, mutluluk, anlayış ve bilgelik, asla yaşlanmayan niteliklerdir. Bunları işleyip, ifade ederseniz, zihinsel ve bedensel olarak genç kalırsınız.
Eğer emekli iseniz, İlahi Yasalar, bilinçaltının mucizeleri ile ilgilenin. Yeni konular üzerinde çalışın, yeni fikirler keşfedin. Ruhunuzun, zamansız, yaşsız ve sonsuz olduğunu bilin. Unutmayın, siz sonu olmayan, sınırsız bir hayatın çocuğusunuz.
Birçok kişi, yaşlanma adını verdikleri, sondan korkarlar. Bu onların hayattan korktukları anlamına gelir. Oysa hayat sonsuzdur. Yıpranmalardan tek başına yıllar sorumlu değildir. Zihnimiz ve bedenimiz üzerinde, yaşlandırıcı etkisi olan şey, zamanın kendisinden çok, ona dair duyduğumuz korkudur.
Yaşlanma dediğimiz değişimi, memnuniyetle karşılamamız gerekir. İnsan hayatının her aşaması, sonu olmayan yolda bir adımdır. Yaş, yılların uçup gitmesi değil, bilgeliğin şafağıdır. Bilgelik; bilinçaltındaki büyük manevi güçlerin farkına varmak ve mutlu bir yaşam sürmek için, bu güçleri nasıl kullanacağını bilmektir. Bütün vücudunuzda bilinçaltınızın mucizevi iyileştirici ve yenileyici gücünü hissedin. İlham aldığınızı, desteklendiğinizi, yenilendiğinizi ve manevi olarak şarj edildiğinizi bilin ve hissedin. “Yaşlandım” yerine “İlahi hayatta bilge biriyim.” deyin.
“Bunun için çok yaşlıyım.” diyerek hiçbir fırsatı kaçırmayın. Bu düşünce, zihinsel ölümü getirir. Eğer işinizin bittiğine inanırsanız, bilinçaltınız bu inancı kabul edip, uygulamaya geçirecektir. Bu yüzden, bazı insanlar otuz yaşındayken yaşlıyken, bazıları sekseninde genç kalır. Eğer sürekli, güzel, iyi şeyler düşünürseniz, ruhsal açıdan genç kalırsınız.
İnsan

ETKİNLİKLER

10 Kasım 2017 Oksijen Deposu Kazdağları'nda İlk Grup Başlayacak
10 Kasım 2017 Oksijen Deposu Kazdağları'nda İlk Grup Başlayacak
  • 16.10.2017
  • Kazdağı Turizm
ETKİNLİK DETAYI İÇİN TIKLAYIN
01 Aralık 2017 Cuma 21 günde 10 KİLO VERME Kampına davetlisiniz.
01 Aralık 2017 Cuma 21 günde 10 KİLO VERME Kampına davetlisiniz.
  • 16.11.2017
ETKİNLİK DETAYI İÇİN TIKLAYIN